|

Eğitim
Seferberliği
Cumhuriyet
öncesinde halkın eğitim düzeyi ülkenin diğer alanlardaki geri
kalmışlığına benzer, üzücü bir tablo sergiliyordu. Eğitim,
sadece belirli bir zümrenin istifade edebildiği bir imtiyaz
niteliğindeydi. Nüfusun beşte dördünü oluşturan kırsal kesimde
yaşayanlar arasında okuryazarlık oranı % 7 civarındaydı. Bunların
farkında olan Atatürk henüz 1922 yılında yaptığı bir konuşmasında,
hükümetin birinci görevinin eğitim ve öğretim sisteminde bir
reform yapmak olduğunu belirterek şunları söylüyordu:

Başöğretmen
Atatürk
yeni Türk harflerini tanıtırken,
13 Ekim 1928
"Hükümetin
en feyizli ve en mühim vazifesi maarif işleridir. Bu işlerde
muvaffak olabilmek için öyle bir program takip etmeye mecburuz
ki program milletimizin bugünkü haliyle, sosyal, hayati ihtiyaciyle,
çevrenin şartları ve asrın icaplarıyla tamamen mütenasip ve
uygun olsun. Bunun için muazzam ve fakat hayali ve güç anlaşılır
mütalaalardan tamamen vazgeçerek hakikate gören gözlerle bakmak
ve el ile temas eylemek lazımdır…" (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri,
Cilt I, s. 229)
Büyük
Önder'in dikkatleri çektiği gerçek apaçıktı: Kurtuluş Savaşı'ndan
zaferle çıkmış Türkiye'nin önünde aşması gereken hayati bir
sorun bulunuyordu. Toplumu yüzyıllar boyunca kuşatan, geri
kalmasına neden olan bağnazlıklar ortadan kaldırılmalıydı.
Öncelikle medeni dünyanın bilimsel gerçekleri ışığında eğitilmiş
nesillerin yetiştirilmesi zorunluydu. Bu, diğer reformların
başarıya ulaşmasının da bir teminatıydı.
Hiç
şüphesiz eğitimdeki yenilikler Atatürk'ün çağdaşlaşma hamlesinin
bel kemiğini oluşturur. Ancak bu noktada önemli bir hususun
belirtilmesi yerinde olacaktır. Mustafa Kemal eğitim programlarının
öz benliğimize ve milli değerlerimize uygun olmasının önemini
sık sık vurgulamıştır. Onun zihnindeki eğitim programının
taklitçiliğe değil, çağdaş bilimler ve milli değerlerimiz
ışığında sentezlenmiş bir modele dayandığına kuşku yoktur.
Bir konuşmasında, milli eğitim programının milli kültürümüze
uygun olması gerektiğini şöyle vurgulamıştır:
Ankara İsmetpaşa
Kız Enstitüsü'nde,
27 Haziran 1933
"Bir
milli eğitim programından bahsederken, eski devrin hurafelerinden
ve fıtri niteliklerimizle hiç de münasebeti olmayan yabancı
fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün tesirlerden
tamamen uzak, milli ve tarihi seciyemize uygun bir kültür kasdediyorum."
(Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s. 16)
Bu
yolda atılan en büyük adım öğretimin birleştirilmesine ilişkin
devrim olmuştur. Bilindiği gibi medreseler 19. yüzyılın başına
kadar tek öğretim kurumu olmuşlar ve pek çok değerli bilim
adamı yetiştirmişlerdi. Ancak 18. yüzyıldan itibaren medreseler
büyük oranda yozlaşmış, gerçek amaçlarından uzaklaşmışlar,
hatta bilime karşı çıkan kurumlar haline gelmişlerdi. Bu durum
göz önünde bulundurularak 1924 yılında öğretim birliği ilkesi
kabul edilmiş, Türkiye dahilindeki bütün öğretim kuruluşları
Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanmıştır.
Atatürk'ün
bu konuda üzerinde ısrarla durduğu bir nokta da eğitimin niteliğiyle
ilgilidir. O, yüzyıllardır süregelen ezber sistemine her zaman
karşı olmuştur; bunun yerine özgür düşünen ve ufku geniş nesiller
yetiştirecek, pratik hayatta uygulanabilirliği olan bir öğretim
programı için büyük gayret sarfetmiştir:
"Evlatlarımızı
o suretle talim ve terbiye etmeliyiz, onlara o suretle
ilim ve irfan vermeliyiz ki, ticaret, ziraat ve sanat
aleminde ve bütün bunların faaliyet sahalarında faydalı
olsunlar, ameli bir uzuv olsunlar. Binaenaleyh maarif
programımız, gerek ilk tahsilde, gerek orta tahsilde
verilecek bütün şeyler bu görüşe göre olmalıdır." (Atatürk'ün
Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s. 111)
Eğitim
hamlesinin önemli bir ayağını da yurt sathına yayılan orta
ve yüksek öğretim kurumları oluşturmuştur. Atatürk'ün sağlığında
Türkiye'deki üniversite sayısı on sekize ulaşmış; yurt dışından
gelen konularında uzman profesörler bu üniversitelerde ders
vermeye başlamıştır.
Elbette
bu gelişmeler onun eğitim ve öğretim kurumlarının yayılmasına
ilişkin çabalarının eseridir. Atatürk, okulların toplum hayatındaki
önemiyle ilgili olarak şunları dile getirmiştir:
"Mektep
namını hep beraber hürmetle, tazimle zikredelim. Mektep
genç dimağlara, insanlığa saygıyı, millet ve memlekete
sevgiyi, istiklalin şerefini öğretir. İstiklal tehlikeye
düştüğü zaman onu kurtarmak için takibi uygun olan en
salim yolu belletir. Memleket ve milleti kurtarmağa
çalışanların aynı zamanda mesleklerinde namuskar mütehassıs
ve birer alim olmaları lazımdır. Bunu temin eden mekteptir."
(Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s. 43)
Atatürk'ün
direktifleri doğrultusunda okullar, milli gereksinimlere ve
çağdaş ilkelere göre düzenlenmiştir. Böylece okuryazarlık
oranının artmasında ve halkın aydınlatılmasında önemli bir
yol alınmıştır.
Bunlara
ek olarak mesleki ve teknik öğretim veren okullar da açılmış,
böylece milli sanayi için gerekli olan kalifiye elemanlar
yetiştirilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk'ün mesleki eğitime
verdiği değer onun şu sözlerinde açık bir şekilde kendini
gösterir:
"Milletimizin
inkişafı dehası ve bu sayede layık olduğu medeniyet
derecesine ulaşması elbette yüksek meslekler erbabı
yetiştirmekle ve milli kültürümüzü yükseltmekle kabildir."
(Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I, s. 230)

Bunu da
beyan edeyim ki Türk milletinin son senelerde gösterdiği harikaların,
yaptığı siyasi ve sosyal inkılapların hakiki sahibi kendisidir.
Sizsiniz. Milletimizde bu istidat ve tekamül mevcut olmasaydı,
onu yaratmaya hiçbir kuvvet ve kudret yetemezdi.".
Atatürk'ün
Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s.214
|