|

Türk Dili
Tetkik Cemiyeti (Türk Dil Kurumu) toplantısı
4 Ocak 1933
Kültür
Reformu
Atatürk,
milli kültürü Türkiye Cumhuriyeti'nin temel direği olarak kabul
etmiştir. Bu alandaki çalışmalar onun gündemindeki konular arasında
daima ilk sıralarda yer almıştır.

"Türkiye
Cumhuriyetinin temeli kültürdür. Bu sözü burada ayrıca izaha lüzum
görmüyorum. Çünkü bu, Türkiye Cumhuriyeti'nin okullarında birçok
vesilelerle eser halinde tespit edilmiştir.
Kültür,
okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden mana çıkarmak, intibah
almak, düşünmek, zekayı terbiye etmektir…
İnsan,
hareket ve faaliyetin, yani dinamizmin ifadesidir. Bu böyle olunca
kültür yukarıda işaret ettiğimiz, insanlık vasfında insan olabilmek
için bir esasi unsurdur…
Buraya
kadar anlatmak istediğimiz, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti çocukları
kültürel insanlardır. Yani hem kendileri kültür sahibidirler, hem
de bu özelliği muhitlerine ve bütün Türk milletine yaymakta olduklarına
kanidirler." (Prof. Dr. Afet İnan, Atatürk Hakkındaki Hatıralar
ve Belgeler, s. 271)
Kuşkusuz,
kültür inkılabının temelini Türk harflerinin kabul ve uygulanması
ile ilgili yasa oluşturmuştur. 1928 yılında kabul edilen yasa ile
Türkçenin Latin harfleriyle yazılması karara bağlanmıştır. Atatürk
bu konudaki görüşlerini, "Güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk
harflerini kabul ediyoruz. Bizim güzel, uyumlu, zengin dilimiz,
yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir" şeklinde ifade etmiţtir.
Bu
kararın hayata geçirilmesinde, Atatürk büyük bir kişisel çaba da
göstermiştir. Konunun uzmanları yeni harflerin uygulanabilmesi için
on yıl kadar bir süre gerektiğini belirtmişlerse de, Büyük Önder
bunun kabul edilemez olduğunu söylemiştir. Böylece yeni Türk alfabesi
bir seneden kısa bir sürede, 1 Ocak 1929 tarihi itibariyle yürürlüğe
girmiştir.
Cumhuriyet
döneminde kültür üzerine yapılan çalışmaların ikinci bölümü de Türk
dili ile ilgilidir. Ulu Önderin "Türk dili, dillerin en zenginlerindendir;
yeter ki bu dil şuurla işlensin" deyişi dil reformunun özünü oluşturur.
Türk dilinin geliştirilmesi çalışmalarına bilimsel anlamda, 1932
yılında başlanmıştır. Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla kurulan teşkilat,
daha sonra Türk Dil Kurumu ismi altında faaliyetini sürdürmüştür.
Bu devlet kurumunun kuruluş amacı Türk dilinin yenileştirilmesi
ve zenginleştirilmesi için bilimsel çalışmalar yapmaktır.
Bu
alanda yapılan değerli araştırma ve çalışmalar birkaç yıl içinde
meyvelerini vermiştir. Başmuallim olarak kabul edilen Atatürk'ün
başkanlığında kurulan okullarda yeni alfabe öğretilmeye başlanmış,
böylece kısa sürede okuryazarların sayısı artmıştır. Yeni Türkçe
gazetelerden devlet kurumlarına her yerde, Atatürk dışında herkesi
şaşırtan bir süratle sosyal hayata egemen olmuştur. Yazı dili ve
konuşma dili arasındaki kopukluk giderilmiş; aydınlar ile halk arasındaki
iletişim uçurumu ortadan kaldırılmıştır. Türkçe hak ettiği saygın
konumu bu şekilde tekrar kazanmıştır.
Kültür
hamlesinin önemli bir ayağını da tarih alanındaki çalışmalar oluşturmuştur.
Türkler dünyanın en köklü uluslarından birisi olmasına rağmen, yüzyıllar
boyunca Türk tarihi ihmal edilmişti. Türkler öz tarihlerini yabancı
araştırmacıların eserlerinden takip etmek durumunda kalmışlardı.
Tarih boyunca büyük uygarlıkların mimarı olmuş bir millete yakışan
tavır, bu şanlı tarihin bilimsel olarak ele alınması, incelenmesi,
dünyaya tanıtılması olmalıydı. İşte, Türk Tarih Kurumu da 1931 yılında
bu amaçla kuruldu ve sözü edilen büyük ihtiyacı karşılayan önemli
bir teşkilat oldu.
Atatürk'ün
Türk tarihinin bilinmesi, öğretilmesi, tanıtılmasına ilişkin sözleri
onun bu konuya verdiği önemin bir göstergesidir:
"Kültür işlerimiz
üzerine, ulusca gönüllerimizin titrediğini bilirsiniz. Bu işlerin
başında da Türk tarihini doğru temeller üstüne kurmak; öz Türk diline,
değeri olan genişliği vermek için candan çalışılmakta olduğunu söylemeliyim."
(Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I, s. 377)
"Türk
Tarih ve Dil Kurumlarının çalışmaları takdire layık kıymet ve mahiyet
arzetmektedir. Tarih tezimizi reddedilmez delil ve belgelerle ilim
dünyasına tanıtan Tarih Kurumu memleketin çeşitli yerlerinde yeniden
kazılar yaptırmış ve milletlerarası toplantılara başarıyla katılarak
yaptığı tebliğlerle yabancı uzmanların ilgi ve takdirlerini kazanmıştır."
(Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I, s. 411)
Kültür
hamlesinin halk tabanına yayılmasındaki etkili organlardan birisi
de 1932'de kurulan halkevleri olmuştur. Halkevleri köylerde, kasabalarda
ve şehirlerde çalışmalara başlamış; toplumun eğitim ve kültür düzeyinin
batılı ülkeler ortalamasını yakalaması yönünde önemli bir görevi
icra etmişlerdir.
Bunu da
beyan edeyim ki Türk milletinin son senelerde gösterdiği harikaların,
yaptığı siyasi ve sosyal inkılapların hakiki sahibi kendisidir.
Sizsiniz. Milletimizde bu istidat ve tekamül mevcut olmasaydı, onu
yaratmaya hiçbir kuvvet ve kudret yetemezdi.".
Atatürk'ün Söylev
ve Demeçleri, Cilt II, s.214
|