Musul, Kerkük ve Milli Mirasımız
Değerli Misafirler, Muhterem hazirun;
Milli Değerleri Koruma Vakfı'nın başkanı olarak böylesine önemli bir toplantıda söz almaktan ve böyle seçkin bir topluluğa hitap etmekten gurur duyduğumu öncelikle belirtmek istiyorum.
Vakfımız, Osmanlı mirasının gerek ülkemizde, gerekse tüm eski Osmanlı toprakları üzerinden korunmasını ve sonraki nesillere aktarılmasını amaçlayan bir hizmet kuruluşudur. Çok değil, bundan 80 yıl öncesinde kadar Osmanlı İmparatorluğu'nun sancakları olan Musul, Kerkük ve Irak'ın kuzeyinin diğer bölgeleri de bu vizyonun içinde önemli bir yer tutmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu, Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'yı asırlar boyunca barış ve istikrar içinde yönetmiş büyük bir devletttir. Osmanlı'nın yıkılmasından sonra bu coğrafyalarda çoğunlukla savaş, karmaşa ve istikrarsızlık egemen olmuştur.
Irak da bu kargaşadan payını alan ülkelerden biri oldu. Bu ülke, Osmanlı İmparatorluğu'ndan koparıldıktan sonra önce uzun süre İngiliz sömürgesi oldu. İngiltere'nin bölgeden çekilmesinin ardından ise, Irak'a koyu bir Arap milliyetçiliğine ve sosyalist ideolojiye sahip olan iktidarlar egemen oldu. Bu iktidarlar arasında özellikle Saddam Hüseyin'in diktatörlüğü, tüm Irak halkına büyük acılar yaşattı. Saldırgan bir Arap milliyetçiliğine dayalı bir iktidar kuran Saddam Hüseyin, Şii Araplara, Kürtlere ve bu arada özellikle de Türmenlere büyük baskılar ve zulümler uyguladı. Yeni dönemin Irak halkına huzur, barış ve istikrar getirmesi en büyük dileğimizdir.
Bunun sağlanmasında ise bize önemli görevler düştüğü kanısındayım. Irak'a asırlar boyunca nizam vermiş bir İmparatorluğun mirasçısı olmak, Türkiye'ye hem önemli sorumluluklar, hem de stratejik bir vizyon sunmaktadır.
Türkiye, Osmanlı vizyonu çerçevesinde Irak'ta ve Ortadoğu genelinde ne yapabilir? Ne yapmalıdır?
1) Evet, Musul ve Kerkük bizim Misak-ı Millimiz içinde yer alan bölgelerdir, ancak aradan 80 yıl geçtikten sonra, Türkiye'nin bu toprakları yeniden elde etmek için güç kullanması düşünülemez.
2) Türkiye için bugün Misak-ı Milli, kültürel ve ekonomik anlamda geçerlidir. Yani hedef, eski Osmanlı vilayetleri olan ülkeler ile kültürel ve ekonomik ilişkilerimizi geliştirmek, bu ülkelerde yaşayan Türklerin sorunlarının çözümüne yardımcı olacak şekilde milli menfaatlerimize uygun stratejiler üretmek olmalıdır.
3) Türkiye'nin eski Osmanlı coğrafyası üzerindeki öncelikle hedeflerinden biri de, kuşkusuz bu bölgelerdeki Türk varlığını korumaktır. Irak'taki Türkmen kardeşlerimiz bu açıdan son derece ehemmiyetlidir. Türkiye, Türkmenlerin haklarının korunması, Irak yönetiminde hak ettikleri pozisyonlara gelmeleri için elinden gelen her türlü diplomatik girişimde bulunmalıdır. Öte yandan Türkmen kültürünün ayakta tutulması ve güçlendirilmesi için de başta Irak Türkmen Cephesi olmak üzere Türkmen sivil toplum örgütlerine yardım edilmelidir.
4) Türkiye tarihsel gerçekleri ortaya koymalı, Osmanlı döneminde Ortadoğu'da nasıl bir istikrar, adalet, barış ve nizam kurulduğunu izah etmeli ve bu tarihsel gerçeği aktif politikaları için temel haline getirmelidir. Bu nedenle Türkiye'nin tarihçileri, sosyologları ve tüm tanıtım-propaganda imkanları seferber edilmelidir. Vakfımız, özellikle bu alanda görev almaya ehil ve taliptir.
Büyük Önder Atatürk, Amasya genelgesinde çok önemli bir şey söylemiştir, o da şudur: “Türklerin yaşadığı heryer Misak-ı Milli'ye dahildir.“ der. Bu stratejik ufuk, bize dünya üzerinde nerede bir Türk yaşıyorsa bizim orayla ilgilenmemiz gerektiğine dair en önemli işarettir. Bu ilgi, köklü tarihsel, kültürel ve manevi bağlarımızı daha çok kuvvetlendirmemizden geçer. Bu bağların kuvvetlenmesi için çalışan Bilim Araştırma Vakfı gibi Milli Değerleri Koruma Vakfı da, herzaman Türklüğün Yüksek Seciyesi'ni ve Değerlerini ayakta tutmak ve yükseltmek için tüm varlığını ortaya koyacaktır.
Teşekkür ederim, hepinize saygılarımı sunarım.
|