







|
|
İÇİNDEKİLER
Önsöz
Neden
Milli Birlik?
Atatürk'ün
Milliyetçilik Anlayışı
Milli
Birlikte Devletin Önemi
Meselelerin
Milli Birlik ve Beraberlikle Çözümü
Milli
Birliğin Ahlaki Kaynakları
Neden Milli Birlik?
Milli
birlik ve Atatürk'ün milliyetçilik anlayışı birbiriyle örtüşen
unsurlardır. Atatürk'ün "Ne mutlu Türk'üm diyene" sözüyle
özetlediği bu milliyetçilik tanımı, Türkiye için geçerli olan
milliyetçilik anlayışının en güzel tarifidir. Bilindiği gibi
Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde farklı etnik gruplar,
tarihin eski dönemlerinden beri birarada yaşamaktadırlar.
Osmanlı İmparatorluğu'ndan devralınan bu mirasın içinde Arap,
Boşnak, Arnavut, Çerkez, Kürt, Rum, Ermeni, Yahudi gibi farklı
etnik gruplar da yaşıyordu ancak Osmanlı'nın asli unsuru her
zaman için Türkler olmuştu. Hatta bu nedenle Avrupalılar "Osmanlı"
terimi yerine daha çok "Türk" ifadesini kullanmayı tercih
etmişlerdi. Ancak dünyada yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmelerin
bir sonucu olarak, imparatorluğun son dönemlerinde gayri-müslim
azınlıklar ve Araplar gibi Osmanlı devletine mensup toplumlar,
ayrılık yolunu tercih ettiler. Türkiye Cumhuriyeti, Misak-ı
Milli ile belirlenen sınırlar içinde kalan nüfus üzerine kuruldu.
Çoğunluğu Türkler olmak üzere bazı müslüman etnik gruplardan
oluşan yeni devleti birarada tutan ise Atatürk'ün bu topraklar
üzerinde yaşayan herkesin Türk Milleti'nin bir parçası olduğunu,
hiç kimsenin azınlık ya da "ikinci sınıf vatandaş" sayılamayacağını
ilan eden milliyetçilik ilkesidir.
"Türk
vatanı bir bütündür, parçalanamaz."
Türkiye'nin
üniter devlet yapısı, işte bu milli temel üzerine kuruludur.
Türkiye sınırları içinde, ana dili Türkçe olmayan, farklı
etnik kökenlerden gelen gruplar bulunabilir, ancak bu vatandaşlarımız
da Türk milletinin birer parçasıdırlar. Türkiye'nin her yerinde
ve herkes için geçerli olan kanunlar onlar için de geçerlidir.
Türkiye'nin her yerinde ve herkes için geçerli olan temel
hak ve özgürlüklere onlar da sahiptir.
Her
fırsatta Türkiye'nin iç işlerine karışan ve halk içinde ayrılık
çıkartmak isteyenler bu kültürel farklılıkları gündeme getirerek
Türk milletinin belirli bir kesimini bütünden ayırmak, devletin
üniter yapısını bozmak istemişlerdir. Bu ideallerini ise federasyon
tarzı bir yapıda özetlemişlerdir. Bu düşüncede olanlar Türkiye'de
tek bir milletin varlığını görmezlikten gelmişlerdir. Bu çevreler,
aynı topraklar üzerinde farklı etnik ve kültür renklerine
rağmen kardeşçe ve tek bir millet olarak yaşayan Türk ulusunu
bu hain tuzakla sayısız parçaya bölmek istemektedirler. Böylece
daha önce savaşlarla elde edemediklerini, politik oyunlarla
elde etmek, Türk Devleti'ni parçalamak istemektedirler. Bu
konunun sadece gündeme gelmesinin bile toplum içinde yarattığı
huzursuzluk ve tehditin boyutu ortadadır.
Türkiye
Cumhuriyeti Devleti, üniter bir devlettir; yani kendi bünyesinde
farklı kanunların geçerli olduğu farklı yönetim bölgeleri
yoktur. "Federatif" yapılar yoktur. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin
yetkisi tüm Türkiye topraklarını kapsar ve her Türk vatandaşı
bu topraklar üzerinde eşit muamele görür. Söz konusu üniter
devlet yapısı, Türkiye'nin bölünmez bütünlüğünün ve iç huzurunun
en büyük teminatıdır.
"Türk
vatanı bir bütündür, parçalanamaz."
Üniter
devlet yapımızın temelinde, Anayasamız'da yer alan milliyetçilik
ilkesi ve Misak-ı Milli ile çizilen vatan sınırları vardır.
Cumhuriyetimiz'i kuran Büyük Önder Atatürk'ün tanımladığı
ve bu nedenle de "Atatürk milliyetçiliği" olarak anılan bu
milliyetçilik anlayışının en önemli özelliği, kültür temeline
dayanmasıdır. Etnik kökeni, dini, dili her ne olursa olsun,
kendisini "Türk" olarak tanımlayan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin
vatandaşı sayılır. Türk kültürünü paylaşan, kendisini Türk
Milleti'nin bir ferdi addeden herkes, kökeni ne olursa olsun,
Türk'tür ve Türkiye vatandaşıdır.
"Yurt
toprağı, sana herşey feda olsun. Kutlu
olan sensin."
Türkiye
Cumhuriyeti'nin üniter yapısına sahip çıkmak, her Türk vatandaşının
esas görevlerindendir. Türk Ordusu tarih boyunca bu şerefli
görevi en mükemmel şekilde yerine getirmiş, son yıllara kadar
verdiği sayısız şehitle bu topraklar uğruna kanını feda etmekten
kaçınmamıştır. Ancak bu şerefli vazife ve vatandaşlık şuuru
bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin sahip olması gereken
milli bir görevdir. Türk devletinin bölünmez bütünlüğünü hedef
alan bütün düşünce ve akımlar vatanı bölmek isteyen güçlerin
hizmetine girmiş sayılırlar. Devletin, ordunun sahip olduğu
milli birlik ve beraberlik şuuru, toplumun genelinde hakim
olmadıkça tam bir güven ve huzur ortamı yaşanamayacağı gibi
Atatürk'ün hedeflediği toplum seviyesine ulaşmak da mümkün
olmayacaktır.
"Yetişecek
çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırı
ne olursa olsun, ilk önce ve herşeyden önce Türkiye'nin
bağımsızlığına, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman
olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir.
Dünyada, uluslararası duruma göre böyle bir mücadelenin
gerektirdiği manevi unsurlara sahip olmayan kişiler ve bu
nitelikte kişilerden oluşan toplumlara hayat ve bağımsızlık
yoktur. Çocuklarımızı aynı eğitim derecesinden geçirerek
yetiştireceğiz. Kesinlikle bilmeliyiz ki iki parça halinde
yaşayan milletler zayıftır, hastadır. Çocuklarımıza vereceğimiz
öğrenim sınırı ne olursa olsun onlara esas olarak şunları
öğreteceğiz; Milletine, Türkiye Devleti'ne, TBMM'ne, düşman
olanlarla mücadele; bu mücadelenin sebep ve vasıtaları ile
donatılmayan millet için yaşama hakkı yoktur." (Atatürk'ün
Söylev ve Demeçleri, Cilt 2, 1952, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü
Yayınları)
|